Konkordato ve İflasın İşçi Haklarına Etkisi

Konkordato ve İflasın İşçi Haklarına Etkisi

Ülkemizde yaşanan derin ekonomik kriz koşulları ve bunun şirketler üzerindeki ağır etkileri, pek çok işletmenin konkordato veya iflas yoluna başvurmasına neden oluyor. Özellikle pandemi dönemiyle birlikte sayısı artan bu süreçler, beraberinde çalışanların işçi hak ve alacakları konusunda ciddi belirsizlikler getiriyor.

Konkordato Nedir?

Konkordato, aslında ekonomik konjonktürün bir sonucu olarak ortaya çıkan bir müessesedir. Temel amacı, borca batık veya borçlarını ödemekte zorlanan borçluya bir “nefes alanı” tanımak, bir moratoryum veya erteleme sağlamaktır. Başlangıçta “dürüst borçlunun” faydalanabileceği bir lütuf olarak görülse de, zamanla işletmelerin ayakta kalması, istihdamın korunması gibi faktörlerle birlikte ekonomik düzenin bir parçası haline gelmiştir. Ancak pratikte, özellikle işçi alacakları söz konusu olduğunda, bu “nefes alanı” işçinin hak arama sürecini zorlaştıran bir engele dönüşebilir.

Konkordato Mühletinin İş Sözleşmesine Etkileri: Kim Feshedebilir, Kim Feshedemez?

Mahkeme tarafından geçici veya kesin konkordato mühleti verilmiş olması, işverene tek başına haklı nedenle fesih imkanı vermez. İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili maddesi (İİK 296/2) bu konuda hizmet sözleşmelerini açıkça istisna tutmaktadır.

Peki ya işçi? Türk Borçlar Kanunu’nun 436. maddesi, işverenin “ödeme güçsüzlüğüne” düşmesi halinde, işçinin sözleşmeden doğan hakları güvenceye bağlanmazsa iş sözleşmesini derhal feshedebileceğini söyler. Konkordato ilan eden bir borçlu da ödeme güçsüzlüğü içindedir. Kaynaklarımızda bu hükmün pratikte pek uygulandığına dair bir örnek geçmese de, teorik olarak işçi için bir haklı sebep olabilir. İşverenin işletmenin gerekleriyle geçerli nedenle fesih yapması (İşK 18) ise salt mühlet kararıyla değil, konkordatoya götüren sebepler ve işletmenin sonraki durumu gibi faktörlere bağlıdır.

Ücret Garanti Fonu

İşçi alacaklarının korunması amacıyla İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında bir Ücret Garanti Fonu bulunmaktadır. İşverenin ödeme güçlüğü yaşadığı ve hakkında kesin konkordato mühleti kararı verildiği durumlarda, işçi belirli şartlarla (en az bir yıl çalışmış olma gibi) geriye dönük en fazla 3 aylık temel ücretini bu fondan alabilir. Ancak fonun uygulamasında bazı istikrarsızlıklar yaşanmakta. Ayrıca, fonun sadece 3 aylık temel ücreti kapsaması, ihbar ve kıdem tazminatları gibi diğer önemli işçi alacaklarını dışarıda bırakması eleştirilmektedir. Kaynaklar, fonun kapsamının genişletilmesi gerektiği yönünde çözüm önerisi sunmaktadır.

Konkordatoda Takip Yasağı ve İşçi Alacakları İstisnası: Haciz Mümkün mü?

Konkordato mühletinin en belirgin sonuçlarından biri genel bir takip yasağı getirmesidir. Bu, mevcut takiplerin durması ve yenilerinin başlatılamaması anlamına gelir.

Ancak işçi alacakları için bu yasağın önemli bir istisnası vardır. Kanun (İİK 294/2 atfıyla 206/1 veya 206/4/1), konkordato geçici mühleti verilmesinden önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş (yani doğmuş) ihbar ve kıdem tazminatları dahil imtiyazlı işçi alacakları için haciz yoluyla takip yapılmasına izin verir. Burada “tahakkuk etmiş” kavramının yorumu ve bir yıllık sürenin hesabı (dava sürelerinin düşülmesi gibi) yargı kararlarında farklılıklara yol açabilmekte, hatta aynı durumda olan işçiler arasında eşitsizlikler yaratabilmektedir. Arabuluculuk sürecinin de bu bir yıllık süreyi durdurduğu kabul edilmektedir.

Bu istisna sayesinde işçiler, konkordato sürecine giren işverene karşı haciz takibi başlatabilirler. Ancak iflas yoluyla takip yapamazlar. Rehin yoluyla takip ise istisnai durumlarda düşünülebilir. İşçi, borçlunun haczedilebilen tüm mallarına haciz koydurabilir. Ancak, işletmenin devamı için kritik öneme sahip mallar söz konusu olduğunda, konkordato mahkemesi haczin başka mallara kaydırılmasına (haczin kaydırılması) karar verebilir.

Mühlet İçinde Doğan Alacaklar ve Yeni Öncelikler

Konkordato mühleti sırasında iş yerinde çalışmaya devam eden işçilerin bu dönemde doğan ücret ve diğer işçi alacakları, takip yasağına tabi değildir ve mühlet içinde takip edilebilir. Kanunda yapılan bazı değişiklikler (İİK 308c), mühlet içinde komiser izniyle doğan yeni kredi alacaklarına rehinli alacaklardan sonra ancak diğer tüm alacaklardan önce bir öncelik tanımıştır. Bu durum, mühlet içinde doğan işçi alacakları ile yeni kredi alacakları arasında bir yarışa yol açabilir, ancak kaynaklar mühlet içinde çalışan işçilerin alacaklarının en azından bu yeni kredilerle eşit, hatta onlardan önce değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Pratikteki Engeller ve İşçinin Zorlu Yolculuğu

Yasalarda takip yasağı istisnası bulunsa da, pratikte işçi alacaklarına ulaşmak zorlu bir süreçtir. İşverenler takiplere itiraz edebilir, davalar yıllarca sürebilir ve işverenler tehir-i icra kararı alarak teminat göstermek suretiyle süreci uzatabilir. Konkordato sürecinin onaylanması aşamasında işçi alacaklarının ödenmesi veya teminat altına alınması bir şart olsa da (İİK 305), bu noktaya gelene kadar işçiler ciddi mağduriyet yaşayabilir.

Konkordato Komiserinin Rolü ve Alacaklıların Temsili

Konkordato Komiseri, süreci denetlemekle görevlidir. Ancak işçi alacakları konusunda müdahale yetkisi sınırlıdır. Komiserin işlem ve eylemlerine karşı konkordato mahkemesine şikayet yoluyla başvurulabilir. Büyük dosyalarda oluşturulan alacaklılar kurulunda, yasal olarak zorunlu olmasa da, işçilerin temsil edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

İflas Süreci ve Değer Kaybı: Munzam Zarar Talebi

Eğer konkordato süreci başarıya ulaşamazsa, işletme iflas edebilir. Uzun süren iflas tasfiye süreçleri, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, işçi alacaklarının değer kaybetmesine neden olmaktadır. Kaynaklara göre, iflas sürecinde değer kaybı yaşayan işçilerin munzam zarar (ek zarar) talep etmeleri teorik olarak mümkündür, ancak bu pratikte karmaşık ve nadir görülen bir durumdur. Borçlunun mal kaçırma şüphesi varsa, tasarrufun iptali davaları açılabilir.

Hukuki Yollar Yeterli mi? Örgütlü Mücadelenin Önemi

Konkordato müessesesinin, borçlu kapitalistleri işçilerden daha fazla koruyabildiği eleştirisi sık sık dile getirilmiştir. İş yerlerinde işçi denetiminin sağlanması ve sendikaların komiser heyetlerinde temsil edilmesi gibi yapısal değişikliklerin gerekliliği açıktır. Sonuç olarak, işçi hak ve alacaklarının tam anlamıyla korunabilmesi için hukuki mücadelenin yanı sıra, işçilerin güçlü bir şekilde örgütlenmesinin ve toplu mücadelenin önemi büyüktür.

Sonuç

Konkordato ve iflas süreçleri, şirketler için bir yeniden yapılanma veya sonlanma yolu iken, çalışanlar için belirsizlik ve mağduriyet anlamına gelebilir. Yasal düzenlemeler işçi alacakları için belirli istisnalar ve güvenceler sunsa da (özellikle haciz yoluyla takip imkanı), pratikte bu haklara ulaşmak çoğu zaman zorlu bir mücadele gerektirir. Ücret Garanti Fonu gibi mevcut araçlar sınırlı kalmakta, süreçlerin uzunluğu alacakların değerini kaybettirebilmektedir.

Bu karmaşık hukuk labirentinde işçilerin haklarına sahip çıkabilmesi, hem yasal yolları etkin kullanmalarına hem de en önemlisi, güçlü bir örgütlenme ve dayanışma içinde olmalarına bağlıdır. Unutulmamalıdır ki, barolar gibi meslek kuruluşları da tam da bu zor zamanlarda hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma görevini üstlenmektedir.

Bir yanıt yazın